HABER
Farkındalık Kültürü Oluşturmada Algıda Seçicilik
21.05.2010
"Sorunlarla dolu zaman ve mekanlarda, yüzyıllardır hem bireysel hem de toplumsal olarak çözüm bulamadığımızveya maksatlı olarak buldurulmadığımız problemlerle birlikte yaşıyoruz. İnsanın kendini tanıma çabası modernizmle birlikte sanırım daha kötüye gidiyor. Çağdaş aletler ve baş döndürücü teknoloji bu yolda yardımcı olacağı yerde insanı farkında olmadan varoluş amacından uzaklaştırmıyor mu? Bunun bir genelleme yanılgısı olma ihtimali yüksek olmasına rağmen toplumsal vakaların analizi sonucunda haklılık payı olduğu da ortaya çıkmıyor değil..."
FARKINDALIK KÜLTÜRÜ OLUŞTURMADA ALGIDA SEÇİCİLİK
Sorunlarla dolu zaman ve mekanlarda, yüzyıllardır hem bireysel hem de toplumsal olarak
çözüm bulamadığımız
veya
maksatlı olarak buldurulmadığımız
problemlerle birlikte yaşıyoruz. İnsanın
kendini tanıma
çabası modernizmle birlikte sanırım daha kötüye gidiyor. Çağdaş aletler ve baş döndürücü teknoloji bu yolda yardımcı olacağı yerde insanı
farkında olmadan
varoluş amacından uzaklaştırmıyor mu? Bunun bir genelleme yanılgısı olma ihtimali yüksek olmasına rağmen toplumsal vakaların analizi sonucunda haklılık payı olduğu da ortaya çıkmıyor değil.
Çağlar ötesinden gelen mesajlar hakikati bugünlere taşıyor ve yalın gerçekleri yarınlara da taşıyacağı muhakkak. Peki, bizler toplumların genel gidişatını bir yana bırakırsak -bireyler olarak bu
gerçeklerin neresindeyiz
? Bu
sorgulamayı
ne zaman niçin bıraktık? Veya hiç mi başlamamıştık ?
Topyekün bir
zihinsel devrim
yapmanın zamanı gelmedi mi? Öyle bir devrim ki, ıstılahı manası olan bir şeyleri yıkmak yerine daha iyiye, daha doğruya ulaşma çabası içerisinde
yapıcılığı vurgulayan yenilendirme
,
yeniden hayat buldurma inkılabı
olsun…Bu zihinsel devrimin bir başka ifadeyle
zihinsel dönüşümün
bir
prototip kalıbı
yok ve olmamalı. Temel taşları kişiden kişiye değişecek şekilde tasarlanmalı…
Çağımızın hastalığı pragmatizme yeni bir bakışla yeniden yorum getirildiğinde
minimum maliyetle maksimum
faydanın
sağlanması bu
yenilenme kültürünün
en seçkin ve en yararlı tanımlamalarından biri olacaktır.
Çoğu şey aslında
algıladığımız
veya
algılayamadığımız
şeyler üzerine bina edilmiş sanki. Bu yüzden
algıda
seçiciliğin
öneminin altını bir kez daha çizmek gerekebilir.
Tüketen toplum mu yoksa üreten toplum mu sorusuna cevap arandığı şu yıllarda, TV karşısında dünyadan bihaber, katkı maddeli cipslerle hayatını geçiren “
potato couch
” sıfatlı özelde saf Amerikalının genelde Batılı insanın bu
yenilenme kültüründe algıda
seçiciliğinde
bir fark meydana getirmesi oldukça zor. Sistem onların konforu için ve onlar için bir
uyutma taktiğiyle
geçiyor.
Bu uyku 11 Eylül sabahı ve sonrası yerini başka bir uykuya bıraktı
. Hayatın söylendiği gibi hızlı tempoda geçmediği Batıda bu yavaşlık ve stressiz ortamda mücadelesiz hayatını sürdüren insanlar ile Doğu kültürüne sahip, zor ve çetin şartlarda mücadele eden insanlar arasında farkındalık açısından doğal olarak farklar olmalı. Ne zaman bu hızlı tempoda ve ağır şartlarda hayatın karelerini durdurup derin nefesler aldığımızda, olayların sonrası da aynıysa, işte o zaman, aradaki fark ta olması gerektiğinin aksine aleyhimize işleyecek gibi duruyor.
Günümüz insanı –sanki- kontrol mekanizmalarının
beslemesiz
ve
geri beslemeli
olarak formüle edildiği, birincisinde sistemin ürettiği hata üzerinde hiçbir kontrolün olmadığı tiplemeye ne kadar da uyuyor. O halde,
bu farkındalık kültüründe geri besleme de önemli olmalı mı?
sorusu ortaya çıkıyor. Yani, sistemin ürettiği hataların minimize edildiği,
her seferinde ayarını doğru olarak yapabileceğimiz bir ölçeğe ihtiyaç olacak
. Bu kontrol gemisinin kaptan köşküne çıkmaya ve dümeni ele almaya benzemiyor mu?
İstemsiz sevk edilmelere
karşı
kaptanın alması gereken önlemler de olmalı mutlaka. Çünkü her denizin fırtınası farklı şiddette ve farklı yönlerden gelebilir. Ya geminin makineleri susarsa ne olacak diye de
kaptan düşünmeli
. O zaman, gideceği limanı bilmeyen kaptana hangi yönden eserse essin hiçbir rüzgarın da fayda vermeyeceğini de öğretmeli.
Farkında olan insan, ister istemez hem kendine hem de çevresine
katma değer
oluşturabilir. O halde, artık
kendimize iyilik
yapalım..Batılı insan gibi kendisi için yaşayan bireyler de olmayalım ama onun karşısında gelenek ve ananelerin öğretilerinde olduğu gibi hep
başkaları için yaşamak
zorunda bırakıldığımız şu zamanda, kendimizi de unutmayalım…
Hakka hizmetin, halka hizmetten
geçtiğini de unutmadan…Eksik kalan yönlerimiz muhakkak çok...ama belki de başta geleni
sevgisizlik ve samimiyetsizlik
…İnsanın
kendini gerçekleştirme serüveni
içerisinde en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri olan
sevgi boyutunu
ihmal etmişiz…Farkındalık meydana getirmek için
sevgi anahtar bir kelime
…Uçan kelebeğin kanadına rengarenk işlenmiş nakışlardan öte, onun aslı olan çirkin ipekböceği kurtçuğunu görebilmek, ama onun daha ötesinde bu dönüşümü ilham eden olduran
yüce Yaratıcısını, sonrasında onu gösteren bizim de Yaratıcımızı layıkıyla bulabilmek
…Kelebeği sevmeden nesinin farkına varabiliriz? Ama sorun şu ki sevgiyi evrensel öğreten ne bir ilkokul ne de lisansüstü ders var…
Kendi
kalitesini
oluşturma çabasındaki insanın farkındalık kültüründen alacağı ve katacağı çok şey olmalı. Tıpkı ilahi mesajda bildirisi yüzyıllar öncesinden gelen ve modern gözlemlerle yeni keşfettiğimiz bir olgu..Sürekli olarak genişleyen ve büyüyen evren gibi kişiliğimizin genişlemesi,
kendimizin sürekli gelişmesi
. Alemlere sığmayan En Sevilen (Vedud) olan Terbiyecinin (Rabbin),
inanan kulunun kalbine sığması
..Bu gelişmede
çok kültürlülük
,
çok yönlülük
te olacak ama farkındalığa ulaşmadan nasıl olacak?
Sessizliği
duymak ve
hissetmek
, bu modern tabir edilen karmaşık gürültülü dünyada başarılması zor işlerden biri. Mesnevinin ilk beyti
Dinle
diyor…
Hayat
kılavuzunda
da kulak nimeti gözden ve gönülden önce zikrediliyor. Biz de kendimizi dinlemek için sessizliği yaşamalıyız. Ama bunun yolu
dingin
bir
kalpten
,
uyanık ve uyan(dırıl)mış bir gönülden
geçmekte sanki…
Suyun kendine bulduğu en kolaydan yoldan zahmetsizce akması kimseyi yanıltmasın. O aksın diye yollar yapılmışsa, o yolu kim yaptı, yönlendiren kim? Şairin dediği gibi “
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir
“ de tespit edilmiş yalın gerçek gibi insanın ve sistemlerin kolayca akması için yolları yapan kimler? Yönlendiren kimler? Yıllarca bu şekilde tarih ve fikirleri de kolayca yürütüp akıtmadılar mı? Düşünen insan ve toplumların sorgulama sonucu kolayca farkına varabileceği hem zor hem kolay şeyler…
Yaşanabilir çevre olgusuna
insaflı
olarak katkıda bulunmak için,
sürdürülebilir çevre konseptini
ön plana çıkartmak isteyen Avrupalıya rağmen yönlendirmeleri tersine çevirme erkine sahip olmalı sanki…emrine verilen rüzgarları sevk etme kudretine sahip Hz.Süleyman (as) misali.. Bunca bolluğa ve akışa rağmen eğer yokuşlarda susamak istemiyorsa,
yokuşlardan basamak basamak inen suyun nereye gideceğini hesaplayabilmeli
…
Hayatı yeniden anlamlandırmanın
Amerikalı veya Batılı için zor ve imkansıza yakın bir tez olduğu üzerinde durmuştuk. Bunu ileri sürerken, Batılının derin nefesler alıp düşünmediğini, tarihsel ve vicdani hatalarının tekrarlarını mütemadiyen yaptığını delil olarak sunabiliriz. Aynı hatalara, küreselleştiği yaftası vurulan diğer dünya insanları da düşmüyor mu? Aslında bize öğretilen
NEBEVİ
nasihat aynı hataya iki kere düşmemeyi öğütlemekte.
Ama farkındalık seviyemiz süreklilik arz etmediği ve ileri boyutta olmadığı için biz sayıları da kaçırarak büyük hatalara düşebiliyoruz
. Bir bilgeye kendini nasıl bu şekilde yetiştirdiği sorulunca verdiği muhteşem cevap “
başkalarının hatalarından dersler çıkartarak
” olmuş. Biz de en azından kendi hatalarımızın farkına varmalıyız diye klişe bir sonuç üretebiliriz.
Söylenen sözlerin arkasında yatan
gerçek manaları yakalayabilmek ve niyetleri süzebilmek
farkındalığın bir sonraki aşaması olabilir. Önümüze sunulan problemlerin niteliklerine odaklanmaktan daha çok, muhtemel çözüm yollarına
kafa yorma erdemine
ulaşıldığında
kaliteli düşünce
ortaya çıkabilir. Farkındalığın ürettiği son ürünlerden biri de bu olsa gerek…
Farkındalık eğitimi diploma karşılığı bir yerlerde verilmediğine göre bu işi başarmanın
sistematiğini
nasıl öğreneceğiz? Hayatımızın her anında karşımıza çıkan nesneler ve olayları
istemli
veya
istemsiz
olarak
algılıyoruz
. Beğendiklerimizi ön plana koyuyoruz ve saklıyoruz. Beğenmediklerimizi ise bilgisayarın çöp kutusuna sil tuşuyla gönderir gibi yolluyoruz. Ama unuttuğumuz bir şeyler daha var. Karşımızda varlıklar
pasif
ve
aktif
olarak durabiliyor. Pasifler göze çarpmaz ve kişilerce yakalanmaz…
Unuttuğumuz şey acaba pasif olarak sunulan bilgilerin bombardıman etkisi yapamayacağı mı?
İçicisi olmadığımız halde içenlerle aynı ortamı paylaşarak pasif sigara içicisi olmaya mahkum edilmeye ne dersiniz? Sunulan veya sunulması muhtemel
gizli tuzakların
farkında mıyız?
İstemsiz algıyı her zaman gördüğümüz ama
yeterince önemsemediğimiz
şeyler oluşturmakta herhalde..Bize her zaman hizmet eden bir temizlik elemanının veya servis şoförünün adını biliyor muyuz mesela? Batılın farkındasızlığı kendi başbakanının, valisinin, başkan yardımcısının adını dahi bilmediği
yalnız kalabalıklar
olgusunda kendini ortaya koymakta…İstemli algıda ise kendimiz görüyoruz, istiyoruz, talep ediyoruz veya
görmek istiyoruz
. Bahane üreten,
mazeret
ileri süren Doğu kültürünün
temel sıkıntısı
da burada yatmakta olabilir mi? Hakikati görmek veya olması istediği gerçek için görmek istemek…Çaresizlik kültürü, keşke veya olsaydı dediklerimiz..
Hikmete götüren seçicilik, algıda seçicilikle
birlikte başlıyor sanki
..Hikmet tanımlarken
eşyayı yerli yerinde kullanmak, amacına uygun kullanmak
olarak ta mana buluyor..Bu da kendini gerçekleştirme çabasındaki insanı
mükemmele
doğru sevk ediyor.
Hikmet sahibi
dediğimiz büyüklerimiz
Mevlana
gibi,
Yunus Emre
gibi,
Hacı
Bayram
gibi,
Ahmet Yesevi
hazretleri gibi
mükemmeli öğreten, toplumu yönlendiren ve geliştiren
büyük şahsiyetler değil mi?
Bunca modern cihaz ve sistemlere rağmen
toplumca eksik olduğumuz
iletişim konusunda kanallarımızı
algıda
seçiciliğe
sürekli
olarak
açık tuttuğumuzda
farkındalık
kültürümüzü
de oluşturmaya başlayacağız…
Yard.Doç.Dr.Murat Makaracı